Sanırım ruhumun bu yasına kadar ve su fanı dunya hayatımda birçok şeyi gördüm.Alisilmistan cok farklı ülkeler, gayet farklı insanlar, ve her bırı otekınden farklı kültürler...Global şirketlerde çalıştım, degısık konularda eğitimler aldım, 3 dıploma ve binlerce yenı insan tanıdım. Kısacası insanı anlamaya çalışarak geçen koca bir ömür... Hatta Temmuz yenı bır yas daha aldıgım ay oldugu uzere bır yuzyılın ceyregını gecelı cok oldugunu da bılmenız gerekır 😎
Lakın bu yaşıma gelirken şunu itiraf edebilirim: Beni en çok yoran şey insanlar olmadı. Hayal kırıklıkları oldu. Daha doğrusu, aynı hayal kırıklıklarını farklı kişilerle tekrar tekrar yaşamak...Sanırım insan bir yerden sonra olaylara değil, döngülere yoruluyor. Ben aslında herzaman hemen duygularıyla hareket eden biri değilim. Hatta çoğu zaman mantığımı devreye sokamıyorsam kendıme kızar olayları duzeltene kadar daha da cıkmaza gırer ve baskaları neznınde asırı duygusal hassas veya alıngan olarak degerlendırılebılırım. Tum bu trajı komık vakaların yanı sıra hislerime de çok güvenirim. Bir insanın enerjisini, samimiyetini, bakışını, konuşmasını, küçük davranışlarını hemen fark edebılır ve analızını yapıp guven kazanabılırım. Bazen bunun bir avantaj olduğunu düşünüyorum. Bazen de keşke bu kadar çok şey fark etmeseydim diyorum. Çünkü galiba en büyük problemim, insanları oldukları gibi görmek yerine, olabilecekleri kişi olarak görmemden kaynaklanıyor. İşte bütün hikâye de burada başlıyor.
Sanırım uzun yıllar fark etmeden şöyle düşündüm: "Ben olsam bunu yapmazdım. Ben bunu söylüyorsam gerçekten öyledir.Ben güven verdiysem arkasında dururum." Ve farkında olmadan aynı şeyi karşımdaki insanlardan da bekledim. Sanırım hepımızın olculerı dırekt kendı karakterımızden gelıyor. Çünkü insan bazen en büyük yanılgısını kendi iyiliği üzerinden yaşıyor. Kendi vicdanını herkesin vicdanı sanıyor. Kendi dürüstlüğünü herkesin standartı zannediyor. Kendi empatisini herkesin taşıdığı bir özellik gibi görüyor.
Sonra bir gün...Karşındaki insan öyle bir şey yapıyor ki... Aslında sana hiç ihanet etmiyor. Sadece senin sandığın kişi olmadığını gösteriyor. Anlasılmamıs olmak sevılmemekten hep daha kotu gelır bana. İşte canımı acıtan da bu oluyor. Eskiden bunu hıc anlayamazdım. Neden bir anda hayatımdan siliyorum?"diye kendime çok sordum. Sonra fark ettim. Ben o kişiyi değil o kişi hakkında kurduğum hikâyeyi siliyorum.Çünkü zihnimde çoktan bir karakter yazmış oluyorum. O karakter güvenilir. Sözünün arkasında duran biri. İnce düşünen biri. Benim hissettiğim şeyleri hissedebilecek biri...Gerçek kişi ise bambaşka çıkınca, zihnimde iki kişi oluşuyor. HOOOP ! Biri gerçek diğeri ıse benim inandığım. Ve en çok da o hayalim ve ıstegım hemen oracıkta kırılıverıyor. Aslında hepımızın yoruldugu sey cogu kez ınsanlar bıle olmuyor. Eskiden berı hep "İnsanlara güvenmiyorum." derdim. Şimdi daha doğru cümleyi biliyorum. İnsanlardan değil... Aynı filmi yeniden izlemekten yoruldum bana gosterdıklerıne degıl soyledıklerıne guvenmıyorum. Birini tanımak...İçimi açmak..Güvenmek... Sonra pek de beklemediğim bir davranış gelıyor...Paaat ! Hayal kırıklığı...Ve sessizce uzaklaşmak... Iste sonrasında en çok şu düşünce yoruyor insanı: "Yine mi?" İşte o "yine mi?" duygusu bazen yaşanan olayın kendisinden cok daha ağır geliyor bana. Hatta ılkınde eyvah sırenlerı kafamda calmaya baslayınca gogsum falan sıkısıyor 😉
Aslında hayal kırıklığı fazlasıyla ilginç bir duygu çünkü yalnızca insanlarda yaşamıyoruz bazen aylar öncesinden rezervasyon yaptırdığımız restoranda. Bazen saatlerce sıra beklediğimiz müzede.Bazen çok övülen bir otelde. Bazen de yeni başladığımız bır işyerınde...İlk gün hayal ettiğimiz hiçbir şeyi bulamıyoruz. Sonra düşünüyorum. Acaba gerçekten kötü olan deneyimlerım miydi? Yoksa ben zihnimde onlara fazla mı anlam yüklemiştim? Galiba çoğu zaman ikincisi dedıgım yaslara geldıgım ıcın kendımı rahatlatabılıyorum sımdılerde 😇
İnsanoglu da bazen asırı basıt olabılıyorken bazen de fazlasıyla ilginç bir canlı. Henüz yaşamadığı bir şeyi zihninde defalarca yaşıyor. Bir restorana gitmeden önce hayalini kuruyor. Yeni işe başlamadan önce kendini oraya ait hissediyor. Bir ilişki başlamadan geleceği planlıyor. Sonra gerçek hayat geliyor.Ve hayatın, hayal gücü kadar romantik olmadığını hatırlatıyor. Belki de hayal kırıklığı tam burada doğuyor. Eskiden hassas olmak bana zayıflık gibi gelirdi ama artık öyle düşünmüyorum. Hassas olmak, ayrıntıları fark etmek demek. İnsanların ses tonundaki değişimi anlamak demek. Bir bakıştan bir şeylerin yolunda gitmediğini hissetmek demek. Lakın bunun da bir bedeli var. Çünkü ne kadar çok fark edersen, o kadar çok yoruluyorsun. Kafan hiç susmuyor. Olay bitiyor gıden gıdıyor ve o lanet senaryolar uzzzzzuuun sureler hıc bitmiyor.
Bugün ıse geriye dönüp baktığımda kendime kızmıyorum. İnsanlara güvenmişim. İyi niyet göstermişim. Cok guzel sevdıysem kalbimi de bır guzel açmışım. Bunlar asla utanılacak ve pısman olacagım seyler degıl aslında. Belki sadece biraz acele etmişim kı bıraz degıl epey acele ettıgım zamanlar oldu ınkar etmıyorum 😋Belki insanların söylediklerine, yaptıklarından daha çok inanmışım. Belki de karakteri zamana bırakmam gerekirken, ilk izlenimlere fazla güvenmişim. Artık şunu öğrenmeye çalışıyorum: İnsanları değiştirmeye çalışmadan tanımayı... Onlara kendi karakterimi yüklememeyi ve asla kendımı sırf baskaları ıstıyor dıye degıstırmeyecegımı gostererek ılerlemeyı Ve en önemlisi, bir insanın bana nasıl hissettirdiğinden önce, bana nasıl davrandığına bakmayı...Çünkü hisler kıymetlidir ve / fakat davranışlar ıse gerçeği anlatır.
Kırk bır yaşındayım. Hâlâ öğreniyorum. Hâlâ şaşırabılıyorum. Hâlâ bazen hayal kırıklığına uğruyorum. Ama artık biliyorum ki mesele, kaç kez kırıldığım değil. Her kırılmadan sonra kendimle ilgili ne öğrendiğim. Belki de büyümek; insanlara güvenmeyi bırakmak değil. Güveni, zamana emanet edebilmeyi öğrenmek.Çünkü hayat bana şunu öğretti: İnsanlar ve olaylar her zaman beklediğimiz gibi olmayabilir. Ama biz, her hayal kırıklığından sonra biraz daha kendimiz olabiliriz. Ve sanırım en güzel yolculuk da tam olarak burada başlıyor.
Son Bir Düşünce...
Eskiden hayatın bana doğru insanları getireceğine inanırdım. Bugun eskıden lafını cok kullanmamaın nedenı ıse bugune kıyasla gecen sene veya 3-5 sene oncesı ve hatta 20 sene oncekı genclıgımın henuz basladıgı yıllarda bu kelımeye dahıl olabılıyor. Şimdilerde ise doğru insanlardan önce, doğru bakış açısını kazanmamız gerektiğine inanıyorum. Çünkü zaman bana şunu gösterdi: Bazı insanlar hayatımıza kalmak için değil, bize bir şey öğretmek için geliyor bazıları sınır çizmeyi öğretiyor bazıları "hayır" demeyi...Bazıları ise kendimizi, başkalarının gözünden değil kendi değerimiz üzerinden görmeyi...
Tum bu sayfdıklarımdan oturudur kı belki de bugüne kadar yaşadığım hayal kırıklıkları boşa değildi.
Can acıttılar mı? Evet. Yordular mı? Fazlasıyla...
Fakat bugün geriye dönüp baktığımda, beni değiştiren şeyin yaşadığım acılar değil, o acılardan sonra kendime sorduğum sorular olduğunu görüyorum. Artık insanları ilk izlenimle tanımlamaya çalışmıyorum. Birinin karakterini, söylediği güzel cümlelerden çok; zor zamanlarda nasıl davrandığıyla anlamaya çalışıyorum. Çünkü zaman, insanların gerçek kimliğini er ya da geç ortaya çıkarıyor. Belki bu yazıyı okurken kendi hayatınızdan birini hatırladınız. Belki bir dostu...Belki eski bir sevgiliyi...Belki de büyük umutlarla başladığınız bir işi, bir şehri, bir hayali...Belkı dırekt kendınızı -evet evet tam olarak senı- ve tecrubelerinizi....
Hepimizin hikâyesi farklı. Ama sanırım ortak hissimiz şu:
Hiçbirimiz hayal kırıklığına uğramaktan değil, aynı yerden tekrar tekrar incinmekten hoşlanmayız. Belki sırf bu yüzden zamanla daha temkinli oluyoruz veya sırf bu yüzden bazı kapıları eskisi kadar kolay açamıyoruz. Ve belki bu da pek kötü bir şey değil. Çünkü büyümek bazen daha çok insan tanımak değildir. Kimi hayatına alacağını, kimi ise sevgiyle uğurlayacağını öğrenmektir. Şimdi merak ediyorum. Siz bugüne kadar en çok neyin hayal kırıklığını yaşadınız? Bir insanın mı? Bir hayalin mi? Yoksa aslında kendi beklentilerinizin mi? Yaş aldıkça güvenmek sizin için kolaylaştı mı, zorlaştı mı? Birini affetmek mi daha zor geldi, yoksa sessizce yolunuza devam etmek mi? Eminim ki hepinizin cevabı farklı olacak. Ama eminim ki hepimizin anlatacak bir hikâyesi var. Ben de o hikâyeleri okumayı gerçekten isterim. Çünkü bazen bir yabancının birkaç cümlesinde, yıllardır kendimize anlatamadığımız duyguların karşılığını bulabiliyoruz. Yorumlarda veya telefonun dıger ucunda plan yapmak uzere bulusabılırız.
Sımdılık sevgıyle ve saygıyla kalın her zaman soyledıgım gıbı de hos bakın hoscakalın sevgılı arkadaslarım ve sosyal medya takıpcılerım 😻

