19 Mart 2026 Perşembe

Ben her gece sarhoş mu yam ;)

 Ben her gece sarhoş değilem bu arada ;) çünkü istesem de olamam, çünkü içemem midemde reflü var, çünkü migrenim tutuyor ertesi gün, çünkü tövbe üstüne tövbe ediyorum, çünkü yaşam kalitemin düşmesini sevmiyorum vb, nedenlerle bir kere sağlam içince devamındaki haftalarda alkol tüketemiyorum. Tiksiniyorum ki bu huyumu da çok seviyorum, hiçbir şeye bağımlı olmamak için yeterli bir neden bence... Hemde hiç kimseye ve hiçbir şeye ;)

Neyse bugün size halk arasında çok az bilinen bir durumdan hatta sağlık konusundan bahsedeceğim. Bilinç dışına çıkan ve çıktığını hatırlamayan zirzoplar özellikle okusun bu yazımı ;) 

Ben son 2-3 senedir onlardan biriyim çünkü 'blackout' kelimesiyle henüz bu yaşlarımda tanıştım. Daha önceleri sadece arkadaş eş dost ve kalabalık masa muhabbetlerimde eğlenerek tüketiyor olacağım ki alkolün bende ve bedenimde ve zihnimde bıraktığı fazla bir değişiklik olduğunu düşünmüyordum. Çok sağlam içebiliyor ve kimseyi rahatsız etmeden eve dönebiliyordum en azından ;) Hala da düşünmüyordum çünkü dışarda tüketince birşey olmuyor insan gibi miktarlarda tüketip kalkıyorum yerimden lakin yaş ve yaşayışla gelen değişimlere de karşı koyamayız dimi dimi dimi ?! Bir eşik var ve o eşikten sonra yalnızca çok dikkatlice ve kendimizden emin ilerleyebiliriz o tehlikeli virajlardan, dik yokuşlardan ve taşlık patikalardan ;)

Benim süreç tamamen  evimde tek başıma kaldığım ve üzüntümü tek başıma yaşarken keşfettiğim bu keskin durumdan bahsetmek istiyorum biraz dilim döndüğünce sizlere. Çünkü durum herkeste ayrı seyrediyor olabilir Kimisi yalnız kalıp üzüntüden kimisi eğlenirken birden o hale geçiyor da olabilir. Benimki tamamen bir sıralamayla geliyor mesela kendimle aklıp geçmişi düşünüp üzüntülerime ağlarken duygusal müzik dinlemek ve aç karnına aşırı hızla içmek sonrasında bilinç dışına çıkarken kontrollü ve rahat bir şekilde geçtiğim bilinçsizlik hali. Evet yanlış duymadınız (okumadınız) , ne yaptığını bilmeden herşeyi söylemek ve cesurca yapmak veya sabaha kadar durmadan tek başıma ağlamak veya biryere gitmek için tek başına yola koyulmak, gel beni bu durumdan çıkar demek isteyerek çağırdığım insanlar, ve kimsenin bu durumu anlayamaması, anlamadıkları için sinir harbi yaşamak, inat etmek ve fakat bunların hiçbirini sabah uyanınca hatırlamamak..! Bence dünyanın en ürkütücü ve tehlikeli durumlarından birisi. Çaresi ve nedeni tam olarak bulunmayan 'alzehimer' rahatsızlığından beter bişey gibi hatta bazen. Çünkü onda kişi ne yaptığını tamamen bilmiyor ve bilinçli hali çok az beyin nöronlarını hızla kaybediyor fakat blackout durumundaki kişide süre kısa olabilir ve ayılana kadar herşeyi de bir çırpıda yapabilir. Allah korusun düşünmek dahi istemiyorum ki terapistim o dönemlerde bu durumu bilerek yaptığımı ve kendime veya başkalarına zarar vermek için olmadığını belirtmişti. 'Uyumak ve unutmak' için yapıyordur zaten hocam herkes demiştim fakat sonrası güüüm !!!

Neyse bu durum öyle birşey değil ve tam olarak ne olduğunu sarhoşluktan nasıl ayrıldığından da bahsedeceğim, siz okuyanlar da bir zahmet dikkat edeceksiniz bundan sonra kendinize... Benimkiler çok çok azaldı bu arada evde tek başıma uzun süre kalınca bile nadiren geliyor o isteğim. Biliyorsunuz ben eski sporcuyum ve bu tür durumlar, madde veya diğer tütün ürünleriyle pek işim olmaz, olamaz çünkü dokunur ;) Umarım gençlerimiz ve durumun ciddiyetinin farkında olmayanlar da abartmadan, yalnızca eğlenirken ve kusarak ve ertesi gün çabuk toparlayarak ve yahut tamamen uzak durarak devam eder zararlı şeyleri tüketmeye ve kendi sağlığı için farkındalık yaratır ve kimsenin etkisi altında kalmadan ve tesirinde bırakmadan yaşar gider...

Şimdi dikkatlice ararştırmamın tamamını okuyunuz ve hoş bakınız ve hoşça kalınız :)

Blackout kelimesi farklı bağlamlarda kullanılır, ama en yaygın 3 anlamı vardır:

1. Elektrik kesintisi (en yaygın anlamı)
“Blackout” genelde büyük çaplı elektrik kesintisi demektir.
Bazen bir şehirde, bazen de tüm ülkede olabilir. 
2. Bayılma / bilinç kaybı (sağlık anlamı)
Blackout, bir kişinin kısa süreli bilinç kaybı yaşaması anlamına da gelir.
3. Hafıza kaybı (özellikle alkolle ilgili)
Bir kişi ayık gibi görünse bile, sonradan o anları hiç hatırlamaz.

Alkolle ilgili blackout (hafıza kaybı), aslında “bayılmak” değil; kişi o an uyanık, konuşuyor, hatta normal görünüyor olabilir ama sonradan yaşadıklarını hiç hatırlamaz. Bu durum beynin hafıza kaydetme mekanizmasının geçici olarak durmasıyla ilgilidir.


🧠 Beyinde tam olarak ne olur?

Alkol, özellikle beynin Hippocampus bölgesini etkiler. Burası kısa süreli anıları uzun süreli hafızaya çevirir.

Alkol seviyesi hızlı yükseldiğinde:

  • Yeni anılar kaydedilemez

  • O an yaşananlar “hiç yaşanmamış gibi” olur

  • Ertesi gün kişi boşluklar fark eder

Yani problem “unutmak” değil, hiç kaydedememek.

Özellikle:

  • Kısa sürede çok içmek (örneğin shot üstüne shot)

  • Aç karnına içmek

  • Farklı içkileri karıştırmak

  • Yüksek alkol oranlı içkiler

kan alkol seviyesini hızlı yükseltir ve blackout riskini artırır.


⚠️ Blackout türleri

1. Parçalı blackout (brownout)

  • Bazı anlar hatırlanır, bazıları hatırlanmaz

  • İpuçlarıyla (arkadaş anlatınca) hatırlama olabilir

2. Tam blackout (en tehlikelisi)

  • Saatler tamamen silinir

  • Hiçbir şekilde geri gelmez

  • Kişi o sürede normal davranıyor olabilir (!)


🚨 Tehlikeli tarafı ne?

Blackout yaşayan kişi:

  • Riskli davranışlar yapabilir (kavga, tehlikeli kararlar)

  • Kendini koruyamaz

  • Sonradan ne yaptığını hiç bilemez

Daha da önemlisi:

  • Bu durum, Alkol zehirlenmesi riskine yaklaşmış olabileceğinin işaretidir

    Nasıl önlenir?

    • Yavaş iç (saatte 1 içki gibi)

    • Aç karnına içme

    • Su ile dengele

    • “Shot kültürü”nden uzak dur

    • Kendine limit koy

      🍺 Sarhoşluk vs. Blackout (temel fark)

      Sarhoşluk:

      • Koordinasyon bozulur

      • Konuşma peltekleşir

      • Tepkiler yavaşlar

      • Ama kişi yaşadıklarını hatırlar

      Blackout:

      • Kişi konuşur, yürür, hatta “normal” görünebilir

      • Ama beyin kayıt yapmaz

      • Ertesi gün: “Dün gece ne oldu?” boşluğu

      👉 Yani blackout = bilinç var, hafıza kaydı yok

      🧠 Blackout sırasında insanlar neden “normal” görünür?

      Çünkü blackout, beynin tamamını kapatmaz. Özellikle şu iki sistem farklı şekilde etkilenir:


      1. Hafıza sistemi kapanır

      • Hippocampus ciddi şekilde baskılanır

      • Yeni anılar kaydedilemez

      👉 Yani kişi yaşar ama “kayıt tuşu kapalıdır”


      2. Davranış ve hareket sistemi çalışmaya devam eder

      Beynin diğer bölgeleri (örneğin hareket ve alışkanlık merkezleri) hâlâ aktif:

      • Yürüyebilir

      • Konuşabilir

      • Tanıdık işleri yapabilir (telefon kullanmak, mesaj atmak gibi)

      Çünkü bunlar:

      • Otomatikleşmiş davranışlardır

      • Tam bilinç gerektirmez


      🤖 Bunu basit düşün:

      • Beyin = kamera gibi

      • Blackout = kamera açık ama kayıt yok


      🧩 Neden bu kadar “gerçekçi” görünür?

      Çünkü kişi:

      • Göz teması kurar

      • Cevap verir

      • Hatta mantıklı cümleler kurabilir

      Ama:

      • Aynı soruyu tekrar tekrar sorabilir

      • Tutarsız davranabilir

      • Sonradan hiçbirini hatırlamaz


      ⚠️ Tehlikeli yanı burada

      Dışarıdan:

      “Gayet iyi görünüyor”

      Ama gerçekte:

      • Karar verme zayıf

      • Risk algısı düşük, fazla cesur, korumacı veya teslimiyet halinde 

    • Kontrol azalmış

      🚫 Yapılmaması gerekenler

    • ❌ “Bir tane daha farklı bişey içeyim düzelirim” (geçici hissedilir ama durumu çok daha kötüleştirir)
    • ❌ Enerji içeceği + alkol (çok riskli kombinasyon)
  • ❌ Zorla kusmaya çalışmak veya hiç kusamamak 

    🔑 Gerçekçi özet

  • En hızlı toparlanma = zaman + su + uyku
  • “Şimdilik anında ayıltan” bir yöntem yok

    Blackout yaşadıysan, bu zaten fazla aşırıya kaçtığının işareti

    🧠 1. B vit Kompleksi (En önemli olan )

    👉 Alkol en çok bunu tüketir

    ⚡ 2. Magnezyum

    👉 “sinir sistemi resetleyici” gibi düşün

    🍊 3. C Vitamini

    👉 Antioksidan (temizlikçi gibi)

    ⚡ 4. Elektrolitler (underrated)

    👉 Aslında çoğu sorunun ana sebebi bu

    🧠 5. Omega-3 (isteğe bağlı ama iyi gelir )

    👉 Beyin için uzun vadeli destek

    Ben hem kendimden örnek vererek hem de merak ettiklerimi sorup araştırarak bir özet halinde bu durumu size anlattım. Artık gerisi sizde ;) Farkına varamadığınız ve idrak oluşturamadığınız her konunun muhattabı aslında sizsiniz... Başta kendiniz aileniniz sevdikleriniz ve sevenleriniz ile sağlıklı ve bütünlüğünüzü koruduğunuz günler dilerim.... 

    4 Mart 2026 Çarşamba

    Güçlü mü Güçlü )


    Baktim simdi Sözlük “güçlü” derken; gücü olanı, dirençliyi, etkisi büyük olanı, sözü geçen, forslu, nitelikleriyle etki yaratanı anlatıyor . Günlük hayata uyarladığımızda ise güçlü olmak; acıya dayanabilmek, mızmızlanmamak, gerçekleri inkâr etmeden kabul edebilmek, düştüğün yerden ne kadar sürede kalkabildiğinle ilgilidir diyor. Yani metanetle, sessizce, kimseye yük olmadan devam edebilmektir....

    Ben bugün “güç” kavramını tam da buradan ele almak istiyorum. Mevki sahibi olup içi boş kalanlardan,
    “sen güçlüsün, sen yaparsın” deyip sorumluluğu sırtımıza atanlardan değil… Kendi gücümüzü ilk ne zaman fark ettiğimizden ve o gücün bizi nasıl dönüştürdüğünden bahsetmek istiyorum.
    Gücümü İlk Nerede Tanıdım mesela ?
    İlk olarak hastalıkta tanıdım gücümü. Canım acırken, ateşler içinde yanarken, konuşacak hâlim yokken… Sinirden ağladığımı hatırlıyorum. “Niye geçmiyor, daha ne kadar böyle yatacağım?” diye.
    Çocuktum. Korkuyordum. Savunmasızdım. Evde yalnız kalmaktan, uzun gecelerden,
    sabah ezanıyla uyanıp o sesi dinleyerek beklemekten korkuyordum.Ama kendime telkin ede ede geçtim o günlerden. Hastalanıp nazlanmayı hiç sevmedim. Güçsüz kalmak bana göre değildi. Ergenlikte fark ettim sonra. 
    Vazgeçebilmenin Gücü. Arkadaşlıklarda, ilk sevgilerde…Beraber büyüdüğüm arkadaşımla kavga ettik ve ben barışmaya gitmedim. O da gelemedi. (doyamadan gocup gitmesini; dogum gunlerini kutladigimiz bu ayda olum yildonumunu hatirladimizi dile getirmiyorum bile, o nedenle mart aylarini pek sevmem laf aramizda)
    Sırf inat uğruna, sacma sapan,  yıllarca konuşmadık. Ta ki evlenmeye karar verip,“sensiz eksik olurum” diye saatler süren bir telefon konuşması yapana kadar…Yedi yıl sonra ilk kez sarıldık.
    En yakın dostum kardesim sirdasim dediğim birini hayatımdan çıkarmistim  yani ilk kez. Zorlandım mı? Sandığım kadar cok cok değil. İşte o zaman anladım: Hayatta herkesin yeri dolabiliyor. Ben de kaldığım yerden devam edebiliyordum. O kadar gucluydum ki aglayip sizlanmiyordum cunku hakliydim vs vs....
    Üniversite yıllarında bu durum alışkanlığa dönüştü. İnat değildi bu, kötü niyet de… Sadece değişiyordum.Farklı şehir, farklı çevre, yeni insanlar…Canimi sikan herkesi cikarmaya basladim hayatimdan. Boşluklar doluyordu ama kimisi çocukluğumu, kimisi gençliğimi biliyordu. Bir bütünü tamamlamak zordu; ama katlanılmaz da değildi hani.
    Sonrasinda hatirliyorum universitenin son yılında, geleceğimi birlikte göremediğim lakin beraber buyudugum bir ilişkiden vazgeçtim.
    Büyümüştüm. Frekansım değişmişti. Yalnız yürümek istiyordum.Kolay olmadı. Yerini yeni tanistiklarim ile doldurdum sandım. Oyalandım. Ama sonunda şunu anladım: Hayallerim ve beklentilerim artık başka bir yere aitti.Vazgeçebiliyordum.Ve buna adapte olabiliyordum. Bağımsızlık beni daha da güçlü yapıyordu. Sonra gerçekten büyüdüm. Evden, ülkeden, dilden uzaklaştım. Binlerce kilometre öteye, tek başıma gittim. Aynı dili konuşmadığım insanların yanında aylar geçirdim. Daha iyi anlaşabilmek için daha çok çalıştım. “Kal, ne kadar ozlesende ne kadar uzulsende sakın dönme” diyenlere bir süre sonra ben tavsiye verir hâle geldim. Amerika’daki öğrenciliğim boyunca her şey yeni ama yüzeyseldi.
    Ülkemi on saat geriden takip ederken özlem bazen yalnızlığa, bazen gözyaşına dönüyordu.Harika bir hayatim vardi oysa ki. Herkes hersey yeni ve paramin satin alabailecegi herseye sahibim...
    Döndükten sonra, aynı yerlere bu kez tatil için gittiğimde özlediğim insanlarla buluşabildiğim için
    ne kadar güçlü olduğumu fark edip ağladım bu kez:) Yanımdakiler çok şaşırmıştı. Ayni uzakliktaki yere geri doneblen nadir ogrencilerdendim cunku. Maddi ve manevi olarak bir guc gerektiriyordu en nihayetinde. Zaman geçti.Yaşadığım kırgınlıklar, kayıplar, vedalar tecrübeye dönüştü.
    Ve bir gün şunu dedim: “Ben artık bu kadar güçlü olmak istemiyorum.”
    Kaybettiklerimden sonra kimsenin güçsüz hâlini görmek istemedim. Cunku kendi halim bana yetiyor kendimi gun sonunda yine ben toparlamak zorunda kaliyordum.
    Çünkü yapayalnız kaldım. Bilerek kendimi yalnizlastirdim. O yalnızlıkta çok güçsüz hissettim ve sonra… kacinilmaz olarak resmen kabuk değiştirdim. Evde yalnız ağladım aylarca balkonda oturup yanima insan yaklastirmadan agladim. Dostlarim ve ailem her gun goruntulu arayip nasil gorundugume bakiyorlardi. Onlara gore hala cok guzeldim :) ama bu benim umrumda bile degildi cunku konu bambaskaydi , yasi kendi halimde yasadigim icin, kendim dahil kimseyle isim yoktu...
    Ağlama nöbetleriyle tükendim. Sonra yine güçlendim. Hayat beni zorunlu olarak bir pehlivana dönüştürdü :) Naif, kırılgan kız degildim hicbir zaman da ne lodum ne de olmayi tercih ettim ama  bu  durum gecti ve yerini olgun, bilinçli, yiğit bir kadına bıraktı. Bu sefer kabullenise gecti yani.

    Lafin ozu geriye dönüp baktığımda inanılmaz bir serüven görüyorum. Ruhumdaki kırılmaları onarmak için profesyonel destek almanın ne kadar kıymetli olduğunu da öğrendim.Bir tavsiyem varsa o da sudur ki: Dert surekli birilerine anlatılmaz..! Kendinizi toparlayacaksanız lutfen kimseye yük olmadan yapın.
    Çünkü beklentiyle çıktığınız her yol sizi daha çok üzer. Zirt pirt uzulmemizi de istemem sahsen :)
    Ben gücü seviyorum.
    Mesleğimde, çevremde, hayatımda… Hirstan veya eksik olduğu için değil; aksine fazlasıyla bende olduğu için. Cunku  motivasyonumu da tam olarak buradan alıyorum ve biliyorum ki g
    üç, her zaman dimdik ayakta durmak değildir. Bazen yere oturup nefeslenebilmeyi, (ben suruklendim evimin yerlerinde, o ayri) bazen kimseye anlatmadan toparlanabilmeyi, bazen de “bugün güçlü olmak istemiyorum” diyebilmeyi içerir.

    Ben gücümü kaybetmedim. Hayatın beni zorladığı her yerde biraz daha tanıdım. Kaybettim, vazgeçtim, yalnız kaldım. Ağladım, sustum (inanmazsiniz ama susmayi ogrendim), değiştim. Ve yine de devam etmeyi öğrendim. Artık biliyorum ki gerçek güç; başkasının yakıştırdığı bir sıfat değil, insanın kendine rağmen değil, kendisiyle birlikte yürüyebildiği bir haldir. Cok sukur Güçlüyüm. Sessizim ve deger verdiklerime hala  neseli, yardimci, saygili ve sevgiliyim. En cok da zor zamanlarımda yanımda olan insanları hiç unutmadım. Ne söylediklerinden çok, durduklari yer cok anlamlıydı. Sessizce destek olmalari ve  yargılamadan dinlemeleri. Defolup gitmeyisleri, bazen anlamak icin direnmeleri…

    Herkes güçlü hâlimi görebilir, ama güçsüzken yanımda kalanlar benim için her zaman ayrı bir yerde ve inanin cok kiymetli. Ve bunun farkındayım. Geri kalanlari ise kendi hayatlarina biraktim. Gonul rahatligiyla arkama yaslanip cayimi yudumluyorum. Bugun sahip olduklarimla cok guclu ve anlamlandirabilecegim bircok seyin  tam ortasindayim. ..

    Gucume guc katanlara TESEKKURLER demek istedigim icin yazdim  :) Hosbakin hoscakalin.

    7 Şubat 2026 Cumartesi

    Endonezya’nın Cennet Köşesi:Bali Adası

    Simdi size ilk kez Yapay zekâ (İngilizce: Artificial intelligence, kullanarak hazirladigim bir blog yazisi sunacagim. Geri kalan 362 yazimda ise farki hem hislerimi hem tecrubelerimi hem de bilgi birikimimi sunarak yazdigim yazilardan anlayacksiniz. Cunku belirli anahtar kelimeler verip hazirlamasini istedigim yazida yalnizca genel gecer bilgiler olacak. Gercekleri sunacak fakat benim o donemki hislerimi yansitmayacak....

    Bilirsiniz ki en sevdiklerime asla naber, ne yapiyorsun diye sormam, nasilsin diyerek soze baslarim. Cunku insanlarin neler yaptiklarini merak etmek yerine nasil olduklariyla ilgilenirim. Yillardir blog yazisi olarak paylastigim konulari da o siralarda nasil oldugum ve nelerle ilgilendigim konular hakkinda birseyler secer ve yazardim. Bazen her hafta bazen ise aylarca yazmak gelmezdi icimden. Isin kolayina kacmazdim yani  kimseden kopyalamaz sadece gercek bilgiler icin kaynak gosterirdim.... Simdi de ilk ve son kez yapay zekanin hazirladigi blog konusunu paylasacagim. Icime sinmedi ama Bali hakkindaki genel gecer bilgiler tam olarak boyleydi. Nasil biryer oldugunu ve nasil hissettirdigini ise gidenin gorenin yasayanin kendi fitratina kalmis diyerek sizi bilgilerle bas basa birakiyorum :) iyi okumalar...

    Endonezya’ya bağlı Bali Adası, dünyanın dört bir yanından gezginleri kendine çeken, doğası, kültürü ve yaşam felsefesiyle öne çıkan eşsiz bir destinasyondur. Tropikal iklimi, güler yüzlü insanları ve mistik atmosferiyle Bali, sadece gezilecek bir yer değil; deneyimlenecek bir yaşam tarzıdır. Endonezya’nın yüzölçümü açısından küçük adalarından biri olmasına rağmen turistik açıdan en yoğun bölgelerden biridir.

    Yüzölçümü:
     Yaklaşık 5.780 km²
    Nüfus: Yaklaşık 4,4 milyon kişi

    Bali Nerede ve Ne Zaman Gidilmeli?

    Bali, Endonezya’nın Küçük Sunda Adaları arasında yer alır. Yıl boyunca sıcak olan iklimi sayesinde her mevsim ziyaret edilebilir.

    • En ideal dönem: Nisan – Ekim (kuru sezon)

    • Yağışlı sezon: Kasım – Mart (daha sakin ve ekonomik)

      Bali’de tropikal muson iklimi görülür.

      • Yıllık ortalama sıcaklık: 26–30 °C

      • Deniz suyu sıcaklığı: Ortalama 27 °C

      • Nem oranı: %70 – %90

      • Yıllık yağış miktarı: Yaklaşık 2.000 mm

      Kuru sezonda hava nemi daha düşüktür ve deniz oldukça sakindir. Bu dönem, plaj tatili ve açık hava aktiviteleri için idealdir.

      Bali’nin En Yüksek Noktası

      • Mount Agung (Agung Dağı): 3.031 metre

      • Bali’nin en kutsal dağıdır ve aktif bir volkandır.

      Ayrıca:

      • Mount Batur: 1.717 metre (popüler gün doğumu tırmanışı)

      Bali’nin Bölgeleri ve Gezilecek Yerler

    Bali farklı beklentilere hitap eden birçok bölgeye ayrılır:

    • Ubud: Adanın kültürel ve ruhsal merkezi. Pirinç tarlaları, sanat galerileri, yoga ve meditasyon merkezleri burada yoğunlaşır.

    • Seminyak: Lüks oteller, beach club’lar ve alışveriş için ideal.

    • Canggu: Dijital göçebelerin ve sörfçülerin gözdesi. Rahat, genç ve modern bir atmosferi vardır.

    • Uluwatu: Yüksek kayalıklar, sörf noktaları ve muhteşem gün batımlarıyla ünlüdür.

    • Nusa Adaları (Penida, Lembongan): Bali’ye yakın, el değmemiş doğasıyla dikkat çeken küçük adalar.

    Tapınaklar ve Kültürel Zenginlik

    Bali, “Tanrıların Adası” olarak anılır. Adada 20.000’den fazla tapınak olduğu söylenir. En önemlileri:

    • Tanah Lot Tapınağı: Deniz üzerine kurulu, gün batımı manzarasıyla ünlü.

    • Uluwatu Tapınağı: Kayalıkların üzerinde, okyanusa bakan büyüleyici bir yapı.

    • Besakih Tapınağı: Bali’nin en kutsal ve en büyük tapınak kompleksi.

    Balililer günlük yaşamlarında dini ritüellere büyük önem verir. Sabahları evlerin önünde görülen küçük sunaklar, şükran ve denge felsefesinin bir yansımasıdır.

    Holy Water Temple (Tirta Empul): Bali’nin Kutsal Arınma Tapınağı

    Holy Water Temple, yerel adıyla Tirta Empul Tapınağı, Bali Adası’nın en kutsal ve en çok ziyaret edilen tapınaklarından biridir. Ruhsal arınma ritüelleriyle tanınan bu tapınak, hem Balililer hem de ziyaretçiler için büyük bir spiritüel öneme sahiptir.

    Tirta Empul Tapınağı Nerede?

    • Konum: Tampaksiring, Ubud’a yaklaşık 15 km uzaklıkta

    • Deniz seviyesinden yükseklik: Yaklaşık 500 metre

    • Ubud’dan ulaşım süresi: 30–40 dakika

    Tapınak, tropik ormanlarla çevrili sakin bir vadide yer alır.

    Tirta Empul Ne Zaman ve Neden Kuruldu?

    • Kuruluş yılı: MS 962

    • Kurucusu: Warmadewa Hanedanlığı

    • Tapınağın adı: “Tirta Empul” = Fışkıran kutsal su

    Tapınağın merkezinde bulunan doğal kaynak, bin yılı aşkın süredir hiç kurumadan akmaktadır.

    Holy Water Temple Neden Kutsal?

    Tapınaktan çıkan suyun:

    • Negatif enerjiyi arındırdığı

    • Zihni ve ruhu dengelediği

    • Hastalıklara karşı koruyucu olduğu

    inanılır. Bu nedenle Bali’de önemli dini günlerde binlerce kişi buraya gelir.

    Holy Water (Melukat) Ritüeli Nedir?

    Tirta Empul Tapınağı’nda yapılan arınma törenine “Melukat Ritüeli” denir.

    Ritüelin Amacı

    • Ruhsal arınma

    • Negatif enerjilerden temizlenme

    • Yeni başlangıçlar öncesi denge sağlama

    Bu ritüel, hem Balililer hem de yabancı ziyaretçiler tarafından yapılabilir.

    Holy Water Ritüeli Nasıl Yapılır? (Adım Adım)

    1️⃣ Geleneksel Kıyafet Giyilir

    Tapınağa girmeden önce:

    • Sarong (bel örtüsü)

    • Kuşak (sash) giyilmesi zorunludur.

    Sarong tapınak girişinde ücretsiz veya ~10.000–15.000 IDR karşılığında temin edilebilir.

    2️⃣ Dua ve Niyet

    Ritüel başlamadan önce:

    • Ellerde çiçekler tutulur

    • Sessizce niyet edilir

    • Kısa bir dua edilir

    3️⃣ Kutsal Su Havuzuna Girilir

    Tapınakta:

    • 30’dan fazla su musluğu (fountain) bulunur

    • Musluklar soldan sağa doğru sırayla kullanılır

    Her musluk farklı bir arınma anlamı taşır.

    4️⃣ Arınma Süreci

    Her muslukta:

    • Baş suyun altına 3 kez sokulur

    • Dua edilir

    • Sonraki musluğa geçilir

    ⛔ 2 musluk cenaze ritüellerine ayrılmıştır, turistler bu muslukları atlar.

    5️⃣ Ritüelin Tamamlanması

    Tüm musluklar tamamlandıktan sonra:

    • Kurulanılır

    • Tapınak alanında tekrar dua edilir

    Yapılacak Aktiviteler

    Bali’de yapılacaklar listesi oldukça uzundur:

    • Sörf ve dalış

    • Yoga ve meditasyon kampları

    • Volkan tırmanışı (Mount Batur)

    • Şelale keşifleri

    • Geleneksel Bali masajı

    • Pirinç tarlalarında yürüyüş

    Konaklama ve Ulaşım

    Bali’de her bütçeye uygun konaklama seçeneği vardır: butik oteller, lüks villalar, hosteller. Ulaşım genellikle scooter veya özel şoförlü araçlarla sağlanır. Trafik yoğun olabilir, bu yüzden planlı hareket etmek önemlidir.

    Bali’nin Yaşam Felsefesi

    Balililerin temel yaşam anlayışı “Tri Hita Karana” felsefesine dayanır:

    • İnsanla Tanrı arasındaki uyum

    • İnsanlar arasındaki uyum

    • İnsanla doğa arasındaki uyum

    Bu felsefe, adanın neden bu kadar huzurlu hissettirdiğinin de cevabıdır.

    Bali Mutfağı, Asya lezzetlerinin en aromatik hâllerinden biridir. Öne çıkan yemekler:

    • Nasi Goreng: Baharatlı kızarmış pilav

    • Mie Goreng: Sebzeli kızarmış erişte

    • Babi Guling: Geleneksel domuz çevirme yemeği

    • Satay: Fıstık soslu et şişler

    Ayrıca Bali, vegan ve sağlıklı mutfağın dünyadaki merkezlerinden biri hâline gelmiştir. Smoothie bowl’lar, tropikal meyveler ve detoks içecekleri her yerde bulunur.Sonuç

    Bali Adası, doğa, kültür, spiritüellik ve modern yaşamın kusursuz bir birleşimidir. İster ilk kez Asya’ya giden bir gezgin olun, ister defalarca seyahat etmiş biri; Bali size her zaman yeni bir şey sunar.
    Bu ada, ziyaret edenlerin kalbinde iz bırakır ve çoğu zaman “geri dönme” isteği uyandırır.

    Bali bir tatil değil, bir dönüşümdür. 🌺

    15 Ocak 2026 Perşembe

    Kişilik kac kisilik :)

    Merhaba canim kisilik sahibi takipcilerim :) 

    Okumayi, yazmayi, arastirmayi, baskalarininin magazinsel hayati yerine kendinizi merak ediyor ve ogrenip daima gelismeye devam ediyorsaniz muhakkak ki bir kisiliginizin oldugunu dusunuyorum :) Elbette ki herkes ayni olacak diye bir kural yok, farklilik ve cesitlilik severiz lakin ne iduuu belirsizlerden de uzak durmamiz hayat boyu mecburiyetlerimizin basini cekiyor bence... 
    Neyse lafi fazla uzatmadan bir arastirma konusu paylasiyorum. Kendimde son bikac yildir farkettigim bir konu bu... Tamamen disa donuk kisilik tipimin oldugunu tum testlerde; iliskilerde ve okudugum makalelerde fark edebiliyordum. Tamamen ice donuk insanlarin is ve ozel hayatindaki mucadelesine cokca sahit olmuslugum vardir. Lakin ikisinin ortasinda bir kisilik tipi kesfedildi ve ilk kez ben ortadan gidiverdim :) Evet belkide belirli bir yas ve yasayistan itibaren bircogumuz buna gectik. Haydi okuyun bakalim sizde durumlar nasil...

    Oncelikle bilmemiz gereken “Kişilik tipi” ne demektir?

    Psikolojide kişilik tipi denirken kastedilen şey:bir insanın enerjiyi nereden aldığı, uyaranlara nasıl tepki verdiği,; insanlarla ve dünyayla ilişki kurma biçimidir.


    Bu sınıflandırma ilk kez Carl Gustav Jung tarafından 1921"de ortaya atılmıştır Önemli nokta ise
    Bu bir davranış sınıflandırması değil, psikolojik yönelim sınıflandırmasıdır.

    1-Extravert (Dışa dönük) kişilik tipi
    Enerjiyi dış dünyadan alırlar. Düşünmeden konuşmaya eğilim, duygularını ifade etmeye açıklık, dış uyaran ihtiyacı (sessizlik yorabilir) ve hızlı karar almagibi psikolojik durumlar soz konsusur. 
    Güçlü yanları:
    ✔ Sosyal bağ kurma
    ✔ Liderlik ve görünürlük
    ✔ Motivasyon yayma

    Zorlayan yanları ise:
    ✖ Yalnızlıkla baş etmekte zorlanma
    ✖ Derin düşünmeden hareket etme
    ✖ Duygusal yüzeysellik riskidir

    Kişilik tipi denmesinin nedeni: beynin ödül ve uyarım sistemleri dış uyaranlara daha duyarlıdır ve düşük uyarımda sıkılma eğilimi vardır :)

    2-Introvert (İçe dönük) kişilik tipi
    Enerjiyi iç dünyadan alırlar. Konuşmadan önce düşünmek, az ama derin ilişkiler, sosyal ortamlarda çabuk yorulma ve içsel anlam arayışı gibi psikolojik özelliklere sahiptirlar/

    Güçlü yanları:
    ✔ Derinlik ve analiz
    ✔ Odaklanma
    ✔ Yaratıcılık

    Zorlayan yanları ise:
    ✖ Kendini ifade etmede gecikme
    ✖ Sosyal görünürlük eksikliği
    ✖ Aşırı içe kapanma riskidir.

    Kişilik tipi denmesinin nedeni, beyin uyarım seviyesi zaten yüksektir ve fazla uyaran aşırı yük yaratır

    3-Ambivert (Dengeleyici) kişilik tipi
    Duruma göre yönelim değiştirir yani ortamlara uyum sağlama, esnek enerji yönetimi, seçici sosyallik ve kendini tanıma becerisi gibi yuksek farkindaliga gecebildikleri ozellikleri bulunur.

    Güçlü yanları:
    ✔ Uyum ve empati
    ✔ İletişimde denge
    ✔ Kriz anlarında esneklik

    Zorlayan yanları:
    ✖ Kimlik karmaşası hissi veya umursamama
    ✖ “Ben simdi hangisiyim?” sorusuna cevap arama
    ✖ Aşırı uyumdan tükenme ve isteksizlik

    Kişilik tipi denmesinin nedeni ise uyarım eşiği orta seviyededir ve hem iç hem dış kaynaklardan enerji alabilir. Kendi kendilerini regule etme durumlari olusur.


    Önemli bir gerçek olarak modern psikoloji şunu kabul eder:
    Extravert–introvert bir eksen, ambivertlik ise bu eksenin doğal orta noktasıdır. Yani ambivertlik “arada kalmışlık” değil, gelişmiş bir denge hâlidir. Extravert: Sosyal etkileşimden enerji alır Introvert: yalnızlıktan enerji alır. Ambivert: Her ikisinden de, duruma bağlı olarak enerji alabilir, almayi kendi ayarlayabilir.

    Bilimsel ölçütler 

    Ölçüt        ExtravertIntrovert            Ambivert
    Enerji kaynağı        Dış dünya         İç dünya                Duruma bağlı
    Sosyal ihtiyaç        Yüksek         Düşük                Orta
    Uyarım toleransı        Düşük         Yüksek                Dengeli
    Karar verme        Hızlı         Yavaş                     Esnek
    Değişime tepki        Hemen         Gözlemleyerek                Seçici


    Analiziniz her ne olursa olsun, gozleriniz yalnizca kendi ustunuzde ve akliniz basinizda olsun. 
    Unutmayin ki her durumda size sizden daha iyi gelebilecek ve sizi sizden daha iyi edebilecek kimseyi tanimiyorum ben :) Isinin ehli, konusunda egitimli ve profesyonel olan insanlarla sohbetiniz ve baskalarinin gorusleri ancak sizin farkindaliginizi arttirip yine kendi elinizden geleni yapmanizi saglayacaktir. Tabi bu durum eger ki coklu kisilik bozuklugunuz yok ise :( 
    Var ise de ilac &  diger yontemler icin lutfen klinik doktorunuza da basvurmayi ihmal etmeyiniz. Gunluk hayatta yine mecburen isyerinde sokakta ortak bircok alanda yine biz ugrasiyoruz bu tiplerle cunku :)(

    Simdilik  hoscakalin ve dunyaya hos bakabilmek icin elinizden ne geliyorsa lutfen ama lutfen  yapin diyerek bitiriyorum. gorusuruz op kib byeeee...

    4 Ocak 2026 Pazar

    Yolun Öğrettikleri

    2025 yılına girerken Kıbrıs’taydım. Sırf evde durmayayım ve bazen de herkesle aynı anda mutlu olabilmek adına ailem ve arkadaşlarımla birlikte olmayı tercih ettim.
    Kaybettiklerim özlemimi derinleştirirken, boşa giden zamanlar beni olgunlaştırdı; para ise artık amaç değil, hedefe giden bir araç olmaktan ileriye gitmedi.

    Takvim değişti, yer değişti; ama asıl değişen ben oldum. Ardından Türkiye’de, sonra dünyanın bambaşka köşelerinde bulunma şansı yakaladım. Her ülke, her şehir, hatta her sokak bana aynı şeyi fısıldadı: Hayat, yerinde durunca değil; hareket edince derinleşiyor.

    Gezip görmek yalnızca yeni manzaralar biriktirmek değil. Yeni tatlar denemek, bilmediğin bir dilde sipariş vermeye çalışmak, hiç tanımadığın biriyle kısa ama sahici bir sohbet kurmak… Tüm bunlar insanın hayata temas etme biçimini değiştiriyor. Günler daha dolu, anılar daha canlı, zaman daha anlamlı hale geliyor. Hayat; yiyip içtikçe, güldükçe, şaşırdıkça, kaybolup tekrar yolunu buldukça gerçekten yaşanmış oluyor.

    Yeni yerler gördükçe dünyaya karşı merakım arttı; yeni insanlar tanıdıkça kendimi daha iyi anlamaya başladım. Empati, haritalarla birlikte genişledi.

    Motivasyonum da buradan doğuyor. Bir sonraki yolculuk için çalışmak, bir sonraki sofrayı kurabilmek için üretmek, bir sonraki hikâyeyi yaşayabilmek için ayakta kalmak… Hayatın temposu yorucu olsa da, anlamlı olduğunda insanı tüketmiyor; aksine besliyor.

    Belki de mesele çok basit: Hayat, içine ne kadar çok an, ne kadar çok insan ve ne kadar çok deneyim sığdırabilirsek o kadar “yaşanmış” oluyor. Ben bunu yolda öğrendim. Ve biliyorum ki bundan sonra attığım her adım, sadece bir yere değil; hayata biraz daha yaklaşmak olacak.

    Bazı yolculuklar haritada başlar ama insanda biter. Benimkisi tam olarak böyle oldu. Vakti zamanınında başlayan bu hareket, zamanla kıtaları, kültürleri ve hatta eski benliklerimi aşan bir dönüşüme dönüştü. Gittiğim her yer, benden bir şey aldı ama karşılığında daha fazlasını bıraktı.

    Brezilya’da Santa Catarina’nın dinginliğiyle São Paulo’nun kaotik canlılığı arasında gidip gelirken, hayatın aynı anda hem yavaş hem de kontrolsüz olabileceğini öğrendim. Güney Kore’de Seul’ün bitmeyen temposu ile Busan’ın deniz kokan sakinliği, modern dünyanın insanı nasıl hem yalnızlaştırıp hem de birbirine bağladığını gösterdi. Japonya’da Tokyo’nun kusursuz düzeni, Osaka’nın samimiyeti ve Kyoto’nun zamana direnen sessizliği; disiplinle zarafetin nasıl yan yana durabildiğini fısıldadı.

    Türkiye’de Göbeklitepe’de insanlığın başlangıcına dokundum, Nemrut’ta zamanın karşısında küçüldüm, Gaziantep’te kültürün ve sofranın insanı nasıl birleştirdiğine tanık oldum. Batum’da sınırların ne kadar yapay olduğunu, Fethiye ve Bodrum’da özgürlüğün bazen sadece denize bakmak olduğunu hissettim. Midilli Adası’ndan karşı kıyıya bakarken, İzmir ve Urla’da tanıdıklığın verdiği huzurla “ait olma” duygusunu yeniden düşündüm.

    Bakü’de geçmişle geleceğin aynı caddede yürüdüğünü gördüm. San Diego’da Kaliforniya güneşi altında hayatın daha hafif yaşanabileceğini, Halloween gecelerinde ise insanların korkuyla bile eğlenmeyi bildiğini fark ettim. Kişinev’de sadeliğin, Üsküp’te ise çok katmanlı tarihin insan ruhuna nasıl sessizce işlediğine şahit oldum. Tunus’ta ise 2026'ya girerken neredeyse her köşede, hayatın sıcaklıkla ve sabırla karşılandığını öğrendim.

    Bütün bu şehirler, ülkeler ve insanlar bana aynı şeyi öğretti: Hayat tek bir merkezden yaşanmıyor. Her coğrafya insanın içindeki başka bir tarafı uyandırıyor. Yeni tatlar damakta, yeni diller kulakta, yeni bakışlar zihinde yer ettikçe insan kendini çoğaltıyor. Ben artık gittiğim yerlerin toplamıyım; biraz Akdeniz rüzgârı, biraz Asya disiplini, biraz Latin coşkusu, biraz Mezopotamya hafızasıyım.

    2026’ya bakarken bir dilekten çok bir tercih yapıyorum. Daha çok yer görmek, daha çok yeni insanla tanışmak ve iş hayatının bana öğrettiği o “üst düzey” benliklerle temas ederken, tüm bunların içinde kendim kalabilmeyi seçiyorum. Öğrenmekten vazgeçmeden, dönüşürken dağılmadan; büyürken özümü kaybetmeden.

    Yol bana şunu öğretti: Her yeni şehir, her yeni insan insana başka bir ihtimali gösteriyor. Ama asıl ustalık, bu ihtimallerin arasında savrulmadan kendi merkezini koruyabilmekte. İş dünyası disiplin, hız ve sonuç öğretiyor; seyahat ise esneklik, sezgi ve insan olma hâlini. 2026’da bu iki dünyanın kesiştiği yerde durmak istiyorum.

    Daha çok masa, daha çok toplantı, daha çok sorumluluk… ama aynı zamanda daha çok sokak, daha çok sofra, daha çok gerçek sohbet. Güçlü olmakla kırılgan kalabilmeyi, profesyonel duruşla içtenliği yan yana taşıyabilmeyi seçiyorum. Öğrendiğim her şey beni biraz daha yetkin yaparken, hissettiklerim beni ben yapan yerimde sabit tutsun istiyorum.

    Tam olarak Burcu olarak kalmak; başkalarının beklentilerine göre şekillenmeden, bulunduğum her ortamda kendim olabilmek demek. Ünvanlar değişebilir, roller dönüşebilir, hedefler büyüyebilir. Ama içimdeki ses net kalmalı. Çünkü gerçek başarı, dışarıdan nasıl göründüğün değil; aynaya baktığında kendini tanıyabilmen.

    Hayatı çoğaltan yerlerde bulunmak, beni gerçekten besleyen insanlarla yolların kesişmesi ve öğrendiklerimin beni sertleştirmeden güçlendirmesi… Zamanın içinden geçerken kalbimi kapatmadan ilerleyebilmek, değişirken özümden uzaklaşmamak. Her yeni şehir, her yeni yüz, her yeni deneyim bana başka bir ihtimali gösterirken; tüm bu ihtimallerin arasında kendime sadık kalabilmek.

    Daha çok yer görmek istiyorum; çünkü her coğrafya insanın içindeki başka bir yanı uyandırıyor. Daha çok insan tanımak istiyorum; çünkü her hikâye, hayata bakışımı biraz daha genişletiyor. Daha çok deneyim yaşamak istiyorum; çünkü hayat, yalnızca düşünüldüğünde değil, yaşandığında anlam kazanıyor. Ama bütün bunların ortasında tek bir merkezim olsun istiyorum: Kendim. Değişebilen, öğrenen, büyüyen ama yönünü kaybetmeyen bir benlik.

    Bu bir temenni değil, bir farkındalık..!

    Ve şimdi 2026 , hepimiz için tek bir dileğim var:
    Hayata biraz daha hoş bakabilmemiz… Her karşılaşmayı bir kazanım, her vedayı bir incelikle yaşayabilmemiz. Aynı yolda yürüyemesek bile, birbirimizin varlığına teşekkür edebilmemiz. Kırmadan, küçültmeden, acele etmeden…
    Ve yollar ayrıldığında, içimizde burukluk değil; anlam taşıyan bir iz bırakabilmemiz umuduyla.

    Hoş bakmanız ve hoşça kalabilmeniz dileğiyle…

    28 Haziran 2025 Cumartesi

    Ogrendim...

    Selaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaam :)
    Uzun sureler gecmis yine, -klasik Burci- yazarsa hergun disiplinle oturur laptop basina konu arar arastirir bulur yazar birakinca ise yuzune bakmaz... Konusurken anlik geciyor da, yazinca aradan gcen zamanda  coook surecler& sonuclar degisebiliyor. En sonki yazimdan sonra epey degisiklikler oldu tabii ki. Yasamin kendisi degisim degil midir ki zaten  hep ayni duz  cizgide gidersek bir sorun vardir/ hatta bu durumu kalp ritmi gibi dusunun isterseniz, aman Allah korusun :))) 

    Yas surecime donecek olursak kisa surede evime donup yalniz kalmam iyi mi oldu daha mi zorlastirdi kabullenmemi bilemiyorum lakin terpilere duzenli olarak uzun sure haftalik olarak gitmem epey iyi geldi. Herkese en azindan hayatinda birkez ve sonuc aldiklarini gorunce birkac kez oneriyorum su EMDR yonetemini -gerci artik zaruri bir ihtiyac- oldu bu canim ulkede...

    Terapilerle birlikte tekrar basladigim seyahatlerim ise tam bir '"dusunuyorum oyleyse varim"' etkisiyle halen devam ediyor. Cok sukur yasimdan cok onde giden ulke sayim ile tarihe gecmeyi basardim...

    Son 1 sene icinde sayacak olursam yeni yasima Venedikte girdikten sonra 9 ulke daha gezmisim. yine italya-Karadag-Danimarka-Almanya-Isvec-Kibris-Brezilya-Guney Kore- Japonya-Gurcistan ve Turkiye icinde hic gormedigim sehirler...  bunlarla ilgili gozlemlerimi ise  belki, bir ara, uzuzuun uzun yazip anlatmaliyim. yeni yasima ithafen uzak yerlere olan her  hayalimi gerceklestirdim cunku kendime biraz  hayallerim ve planlarim icin ara verdim. . Bunlar da kendimi gerceklestirmemdeki en onemli faktorlerin basini cekiyor. Aile toplantilarim, ozledigim arkadaslarimla guzel sofralara oturmam, kultur sanat aktivitelerime geri donebilmek ise paha bicilemez nitelikte... Az insan az kaos modulume gecmis bulunmaktayim. Kendime ve cevreme simiden hayirli ugurlu ve aydinlik gelsin bu durum :) istediklerim yanimda mi, yanimda.. Ozaman devam ediyoruz... Haftaya yeni yasimi kutlayacagim, benim icin ozel sayilabileceg birkac party plani var umarim en guzel sekliyle gerceklestirip burdan yine siz okuyucu / takipcilerime seslenecegim. Seneler seneler once bir yerde okumustum ve not almistim. Hayat zaten size herseyi yasayarak ogretiyor ve ben bunlari zaten coktan ogrenmistim simdi ise uyguladigim  o satirlarla sizleri bas basa birakiyorum. 

    Hastalık ve ölüm dışında, hiçbir şeyin göründüğü ve söylenildiği kadar önemli ve acil olmadığını öğrendim.
    Cesur olmayı, ayakta kalmayı, kendimden eminsem asla korkmamayı öğrendim…
    Hiç kimsenin sır saklamadığını, ısrarla birine söylemek ve üstüne kendi yorumunu katma ihtiyacı hissettiğini öğrendim.
    İnsanların bana sadece ben izin verdiğim şekilde davranabileceğini değil, farklı da olabilecekleriniöğrendim…
    İnsanların kendinden daha az başarılı kişilerle başarısını, mutsuz kişilerle mutluluğunu "konuşmaması gerektiğini" öğrendim…
    Sürekli olumsuz düşünüp acımasız ve kıskanç olanların aslında düşkün kimseler olduğunu, sevginin ise güçlü insanlarla paylaşınca çoğalabildiğini öğrendim…
    Ben bu hatayı nasıl yaptım demek yerine en mükemmel düşünenlerin bile hata yapabileceğini, yeni hatalardan da daha az zararlı çıkmayı öğrendim…
    Hayatta ki en önemli çözümün, neyin ve kimlerin öncelikli olduğuna karar verip geri kalan teferruatların çöp olduğunu öğrendim…
    İmkansız diye bir şey olmadığını, çok çok istediğimde imkansız görüneni elde edebildiğimi, asıl savaşı kazanabilmek için küçük çarpışmaları kaybetmek gerekliliğini öğrendim…
    Ne kadar çaba harcarsam harcayayım bazılarının mutsuzluk ve nankörlük için her zaman bir neden bulabildiğini öğrendim…
    Önemli olan şeyin; başkalarının benim hakkımda düşündükleri değil, benim kendi hakkımdaki düşüncelerin ne olduğunu öğrendim… Kin tutmanın beni rahatsız ettiğini, onun yerine herşeyin bir zamanınının olduğunu öğrendim…
    Nerde ve ne şartta olursa olsun yaşadığım yeri kendi adıma güzelleştirmeyi öğrendim…
    Kaybedecek neyim var demek yerine, yaşadığım her şeyde kazanacak çok şeyim var demeyi öğrendim…
    Durum ne kadar vahim olursa olsun, soğukkanlılığımı yitirmemeyi, gülümsemeyi, her şeyi negatif ve fitne/fesatlıkla düşünen mutsuz insanlardan ayrı kalarak gülümsemeyi öğrendim…
    Bunları bana öğreten herşeye ve hayatıma giren-çıkan insanlara çoooook çok teşekkür ederim.

    Yeni yaşımda da işallah hepsini birer birer uygulayabilirim 🙏🏻😉🙋🏼 Amin amen ameno

    6 Şubat 2025 Perşembe

    EMDR Terapisi

    Eye Movement Desensitization and Reprocessing veya EMDR (Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme), travmatik anıların terapistin çeşitli yönlendirmeleriyle yeniden işlenmesini sağlayarak olumsuz duygu ve düşünceleri azaltan bir psikolojik terapi yöntemidir.
    Terapide danışanlara çift yönlü uyarım verilerek zihinde yer alan kötü anılara ulaşılmaya çalışılır. Verilen çift yönlü uyaranlar göz hareketleri, kulaktan sesli uyaran veya dokunsal uyaran şeklinde verilebilir. Uyaran verme işlemi terapinin temelini oluşturmaktadır.
     3-4 seansta etkinliği görülmekte, hatta tek seans uygulamalarının yeterli olduğu durumlar dahi olabilmektedir.Kişinin geçmişte yaşadığı olumsuz bir olayı, bugünkü duygusal tepkileriyle ilişkilendiren travmatik anılar, terapi sürecinde işlenerek beynin doğal iyileşme mekanizmasının harekete geçmesine yardımcı olur.EMDR kısa süreli terapiler grubundadır ve seansların süresi danışana ve danışanın yaşamış olduğu onu rahatsız eden duruma bağlı olarak değişmektedir. Yapılan araştırmalarda hem etkili hem de kalıcı olduğunu göstermektedir.
    Emdr sonrasında bazı bireylerde olumsuz yaşantıların uzaklaştığı görülürken bazı bireylerde anının oluşturduğu aşırı duyarlılık, dayanılmaz rahatsızlık ya da derin üzüntü ortadan kalkar. Yani anıya karşı duyarsızlık gelişir. Bu duyarsızlıkla birlikte kişinin farkındalığı artar, yeni ve olumlu bir bakış açısı kazanılır...

    Simdi buraya kadar bilimsel olarak bu uygulamanin kisinin ustundeki etkilerini, zihinsel olarak yarattigi tedavi seklini anlamis oldugunuzu umuyorum. Fakat benim sizlere bahsetmek istedigim bu yontemle neden daha once tanismamis olmam ve beni calistigimiz her yeni konuda nasil bir farkindaliga surukledigi hususudur.
    Ilk olarak 2023 Subatinda bir sabah erkenden ise giderken okudugum haberlerde cok buyuk bir deprem oldugu ve bircok ilde cok buyuk hasarlar biraktigi yonundeki azar azar gelen goruntu ve seslerden sonra farkettim ki bir insanin ustunu kapattigi derin uzuntuler, travmalar ve korkular bir anda ortaya cikiveriyor ve bambaska bir insana donusuveriyorsunuz. Evet tam olarak bir surec-sonuc iliskisi muhakkak ki olusuyor fakat ben bir sabah uyandim ve sonrasindaki 40 gun boyunca hem caresizce aglayip hem elimden geldigince neler yapabilecegimi dusunup hem hayata kusup hem de bana ihtiyac var ise kayitsiz kalamam, artik sakin kalamam durtusuyle gunluk rutinime devam ettigim bir zaman diliminden gectim. Uzun yillardir hem yalniz yasiyor olusum hem de 99 depremini en hararetlisinden yasamam ve hatirlamam nedeniyle tum travmalar bir bir su yuzune cikmaya baslamisti. Aklima dahi gelmeyecek korkularimla, yalnizlik ve caresizlikle yuzlesirken aslinda olum korkumun olmamasi, yalnizca sevdiklerimi kaybedersem haber bile alamayacak kadar buyuk bir afetin ve uzakligin ortasinda kaldigimiz dusuncesi beni gunbegun kemirmeye baslamisti bile. Yalniz kalmaktan, ise gitmekten, hicbirsey olmamis gibi rutinlerimize devam etmekten imtina ettigimi ve ne yaparsam yapayim asla duzelemedigimi farkettim. Burda bahsedilen duzelme durumu normalime- rutinime- aliskanliklarima ve huzurlu sakinligime geri donebilme ruh halidir ki ben yapamadim. Ustune ustluk hergun deprem bolgesine nasil yardim gonderebilirim, cevremi nasil duruma dahil edebilirim ve en hizli bolgeye nasil intikal edip faydali olabilirim debelenmesi icindeki gecen gunlerimde bir de ise gidip o zamanki yoneticimizin istegiyle hicbirsey olmamis gibi calismam beklenirken... O bolgeleri arayip once kisilere klasik bikac soruyla nasil olduklari sorulup toplantilara dahil etmek ve bu rutin gundemi her gun her hafta devam ettirmek sanirim beni en cok cildirtan davranis oldu. Toplanti aralari dahil, her aksam eve gelip es-dost-arkadaslarimla gorusup, neler yapabilirizi dusunmek ve hayata gecirmek bile hem inanilmaz iyi hem de fazlasiyla kotu geliyordu. Oturdugum yerden neler yapabilecegimi ilk olarak belki de o donemde gordum !  O illerden birinde yasayan universite sinif arkadasimizla koordine bir sekilde baslattigimiz yardim tirlarini yonlendirme, ilgili isimlere ulasma ve dahasi dahasi... Sabaha kadar uyumadan ise gittigimi ve tam 40 gun boyunca hem aglayip hem uyumayip is yaptigimi cok net hatirliyorum ! 
    Simdi gecmise bakiyorum da ne akil kalir insanda ne sinir ne hayal ne gelecek... Sevdiklerini, evlerini, ailelerini kaybeden insanlara once sabir sonra yasama ve dayanma gucu diliyorum ki en saglamindan en derininden... Akil alacak gibi degil basimiza gelen seyler..

    Lakin hayat devam ediyor dedigim noktada hem bi arkadasimin referansi ile psikolog terapileri ile tanistim hem de durumdan uzaklasmak icin fiziki olarak da uzaklasmam gerektigini ogrenmem bu toplumsal boyuttaki aci vesilesyle oldu diyebilirim. Yalnizca birkac seans gidip konustugum klinik psikolog o kadar tatli naif ve isinde iyi bir kadindi ki konusarak rahatlamak yerine yalnizca isinde usta isimlerle konusmam hatta gerekli gorulurse diger psikoanalizleri de denemem gerektigini seve seve kabul etmis oldum. Kabul etmek iyilesmeye basladiginizi gosterir bunu da ustune basa basa soylemek isterim !!! Kabul etme asamasina gelene kadar calistigimiz konuslara eslik eden EMDR terapisinde, o vakitler kulaklik ile kisa uyaran seslerle beyni yeniden islemis olduk. Yani ben korkularim, takili kaldigim konular ve ofkemi orada birakip kendi hayatima daha saglikli bir sekilde donebilmis oldum. Depremin herzaman olabilecegi, olum ve kayiplardan sonra acimi/ yasimi istedigim gibi yasayabilecegim ama depresyona girmemin hic bir fayda getirmeyecegini o donem bir nebze de olsa farketmistim. 1-2 seans sonrasinda toplumsal olaylara verdigimiz veya ozellikle veremedigimiz tepkilerin bizde olusturdugu hasarlar, ustu kapatilmis ve gunluk kosturmacada farkedemedigimiz travmalarimiz bizimle birlikte etrafimiza da hizla sirayet eder.  Neseli kisiligim, hiperaktif ve enerjik yaklasimlarim nedeniyle kimse beni defresif goremezken sonralarda gelen "'beni anlamayan insanlara laf anlatmak yerine kendimle kalmayi tercih ettigim"" davranislarimi da farkettim. Terapilerde calistigimiz her turlu degisik konulara bu da dahil oldu zamanla. Duzenli olarak gitmeye baslamam ise yegenimi kaza sonucu agustos sonunda kaybettikten sonraki uykusuz gecen 3 ay ve Istanbulá dondukten sonra ilk is gidilen randevuda olusturuldu. Bir oneceki yazimda belirttigim uzere uyumadiginiz zaman sinir sisteminiz yenilenmiyor ve psikiyatr gozlemiyle gelecek ilac veya sozlu uygulamalara ihtiyac duyabileceginiz gercegiydi. Bana ilac tedavisi hic bir zaman uygulanmadi cok istemem ragmen gerek gorulmedi lakin bu psikoanaliz yonteminin bu denli ise yarayacagi da aklimin ucundan dahi gecmezdi.
    Haftada 1 kez gittigim terapilerin baslangici yas terapisi olarak baslasa da ince ince calistigimiz tum konularla birlikte yan konulara da geciyor derinlere inebiliyorduk. Bu kez gozlerim ile sinyalleri takip ederek yaptigimiz bu uyaran-hasta iliskisinde her calistigimiz konunun ertesi gun ise yarayacagini bilseydim daha ilk kaybimdan sonra orada olur ve sonrasinda takili kaldigim her konuyu bu yontemle calismak isterdim. Yas terapilerinde hep ayni siralama oldugunu zannetmiyorum fakat benim once ofkemi asagiya alma ihtiyaci sonrasinda olen kisiyle vedalasma ve sureci en bastan yasatma ayrintilariyla bu seruvene baslamis olduk. Kisi ve kisiliklere gore degisecegini umdugum bu terapiyi herkese onermeye baslamam bende inanilmaz derecede ise yaradigini gordukten sonra oldu dememe gerek yok sanirim. Cunku once uyumaya basladim sonra asiri sinir ve aglamalarimi kontrol altina almaya basladim ve kabul etmeyle birlikte gelen ozlem duygsusuyla nasil yasamaya devam edecegimi ogrenebildim. Yalniz kalma ihtiyacindan sonra sosyallesebilme, is hayatina ve gunluk rutinlere geri donebilme ve seyahate cikip uzaklasarak sevdigim seylere odaklanabilme olgularim 6 ay sonra geri gelmeye basladi. O zamana gelene kadar yaptiklarimi otomatik olarak yaptigimi ve cok da fazla bisey ifade etmediklerini, cokta detayli hatirlamadigimi da simdilerde farkeder oldum. Sanirim sok halinde yasadiginiz gunleri pek net hatirlayamiyoruz. Icgudusel olarak geliyor ve gidiyor olabilirler. Bilemiyorum, bunu sormak aklima gelmedi hic... Yalnizca hicbiseye inanmayan ve kimseye guvenmeyen ben bu yontemin nasil bu kadar etkili oldugu ve bende hemen ise yaradigini sordum bir kez terapistime... Bilimsel calisma olmasi ve beyni yeniden isleyebilmesi nedeniyle oldugunu, calistigimiz diger konularin da bu yuzden ise yaradigini hem kendisinden hem de bilimsel kaynaklardan ogrenmis oldum. EMDR geleneksel terapi tekniklerine göre oldukça hızlı işliyordu ve bu nedenle de daha bir hevesle ve ihtiyac dahilinde gittigim seanslar kendime yaptigim en buyuk yatirim oldu, kabul ediyorum :) Simdilerde seans aralari acildi, ihtiyac duydukca gitmemin de faydalarini somut bir bicimde gorur oldum.Keske herkes hayatinda birkez deneme ve sonrasinda devam edebilme sansini yakalayabilse ve bu denli saglikli ve aydinlanmis yaklasimlarda bulunabilse... 
    Belki bir gun diyorum lakin elbet bir gun ihtiyac olacak  diyerek simdi size biraz icerik paylasiyorum. Bende ornekler ve aciklamalar bitmez lakin bunlari okuduktan sonra belki biraz kendiniz arastirir belki de denemek icin heveslenirsiniz. Gereken cesaret, vakit & nakit uclusunu buldugunuzda kendinize yatirim yapiniz, dost tavsiyesi olsun, hos bakiniz saglikla kaliniz....

    EMDR’nin ortaya çıkışı Francine Shapiro, 1987’de EMDR ile ilgili ilk gözlemlerini yapmış ve tekniğini çeşitli durumlarda denemeye başlamıştır. Shapiro’nun EMDR’yle ilgili deneyimi arttıkça, diğer terapi yaklaşımlarından da yararlanarak bu yöntemi zenginleştirmiştir. EMDR ile ilgili ilk kontrollü klinik araştırma 1988’de yapılmıştır. Bu tarihten günümüze kadar hızla kabul edilen ve etkililiği konusunda üzerinde pek çok çalışma yapılan bir teknik olmuştur.
    EMDR yaklaşımına göre, travma ile ilgili anı bellekte uygun olmayan bir biçimde depolanır ve bu geçmiş yaşantı “düğüm” olarak adlandırılır. Düğüm, terapötik olarak çözülmesi hedeflenen, anı ağlarının merkezinde bulunan, biyolojik olarak depolanmış olan deneyimdir. Uygun olmayan biçimde depolanan bu anılar, işlevsel olmayan tepkilerin verilmesi ve kendilik algısının zayıflamasının en temel nedenidir. Şu andaki yaşantılar var olan anı ağları ile bağlantıda olduklarından, işlevsel olmayan bir biçimde depolanmış anı ile beslendiklerinde uygunsuz bir biçimde yerleşebilirler. Bellekte depolanan anılar, görüntü, düşünce, duyumlar gibi bilgilerden oluşurlar. Bilgi, “donmuş” bellek sisteminde değişmemiş/ işlenmemiş şekilde, nörobiyolojik seviye olumsuz inançlara yol açan (özellikle çocukluk çağı deneyimleri) bir çok olay (stresör) ya da stresörün kronik olduğu yaşantılar olabilir. Birbiri ile ilişkili, temeldeki hedef anılar (düğümler) özgün halleriyle (değişmeden-işlenmeden) depolanmışlardır ve şimdiki zamanı önemli şekilde etkilerler. Şimdiki zamanda var olan bozuklukların neredeyse tamamının nedeni geçmiş deneyimlerde saklıdır. Birçok insanın hayatı boyunca benzer sorunları tekrar tekrar yaşamasının nedeni, işlenmemiş travmatik anıları olabilir. Bu anılar işlendiğinde, bilgi, bozukluktan işlevselliğe doğru hareket eder. Bilgi işleme, işlevsel olmayan verileri donma durumundan çıkarıp uyum sağlayıcı bir çözüme doğru götürür. Bozukluktan işlevsel olana doğru hareket eder, daha yüksek uyum sağlama gerçekleştikçe olumluluk artar. Shapiro’nun Uyumsal Bilgi İşleme (UBİ) modeline göre; bir bilgi eğer sıkıntı verici ya da travmatik ise tam olarak işlenemez. Bellekte olayla ilgili ilk algılar, beraberinde çarpıtılmış düşünce (biliş) ve algılar olarak depolanacaktır. İnsanların şu an sergiledikleri uyumsuz davranışlar bu sıkıntı verici anıların işlenmeden kalmasının sonucudur.
    EMDR sekiz evrede uygulanır. İlk iki evre bir seansta tamamlanırken, diğer beş evrenin seans sayısı farklılık gösterebilir. Travmatik anılarla çalışmak hemen her zaman hasta için sıkıntı vericidir. Bu yüzden, EMDR terapisti hastanın kendi kaynaklarına yönelir ve olumsuz duygulanımlarla başa çıkabilmesi için beceriler geliştirmesine çalışır. Travmatik anı ile ilişkili tüm bellek ağlarının işlenmesini sağlamak için, tedavi genellikle en erken yaşam döneminde yaşanmış olan ilişkili olayla başlar. Önce travmatik anılar hedeflenir ve çözülür, ardından EMDR şimdiki durumlara yönelir. İşlemleme duygusal açıdan huzursuzluk verir ve aktif semptomatik reaksiyon ve huzursuzluk kalmayana kadar işlemeye devam edilir. Travmatik veya sıkıntılı anıların işlenmesinden başka, EMDR sağlıklı, işlevsel bir yaşamın sürdürülmesinde gereken özel beceri ve davranışları geliştirmeye yardım etmek için de kullanılır.

    28 Ekim 2024 Pazartesi

    Yastayim, hic kimse bilmiyor...

     


    Bu görmüş olduğunuz grafik yas dalgalarının sıklık şiddet gibi aşırı zorlayıcı duyguları yansıtıyormuş en basit haliyle...

    Kime göre neye göre ;) uzun soru veya cümlelere  kısa yanıtlar verilmesi gerektiği/ beklendiği zaman geçer aklımdan bu soru... 'KİME GÖRE NEYE GÖRE' ?! 

    Söz konusu yas döneminde yaşanılan, yapılan, düşünülen veya asla aklınıza yatmayan konular ise bu durumda iken herkeste tamamen farklı seyrediyor bence... 

    Tecrübeyle sabit ! Malesef...

    Mesela ben de unuttuğum kayıpların, kabullendiklerimin ve bence -hala şokun etkisiyle- inkar etmenin vermiş olduğu duygularla birlikte en sevdiğim birkaç önemli kişinin kaybından ötürü ÇIĞ Sendromu olduğunu düşünüyorum. Böyle birşey yok bu arada ben teşhisimi koydum (terapistim de onaylıyor hatta )

    Konu şu ki daha önce kaybettiğim sevdiklerimden sonra kabul etme veya etmeme konuları bir yana  çoğalarak gelen ve en sonunda en yakının kaybıyla resmen altın vuruş yaşayan insanlarda görülüyor bence bu sendrom... kar topu gibi büyüyor ve altında kalıyorsunuz gibi de düşünebilirsiniz veya birden gelen büyük bir ÇIĞ'ın altında kalmak ve nefes alamamak gibi birsey... Ben böyle tarif ediyorum ve sonrası ise bir uzvumun kaybıyla devam etme çabası... Ne kadar başarılabilirse tabii orası da ayrı bir muamma...

    Bilimsel çalışmaların gösterdiği üzere bazı süreç-sonuç ilişkilerini aşağıda bilgilerinize sunuyorum, bu arada haftada 1 aldığım terapi yöntemini ve bireysel olarak neler yaptığım da ayrı bir blog konusu olarak yazacağım. Aklına gelen herşeyi yazıya dökmek de iyi gelir demişlerdi fakat bir sene geçmesine rağmen bu bile iyi gelmiyor şuan.. Ağlarken yazı yazılmıyormuş 30 kere bırakıp geri döndüm yazmaya :( 

    Kayıp nedir?

    Kayıp deyince genelde aklımıza sevdiğimiz birinin ölümü gelir. Yas süreci başka tür kayıplarda da yaşanır. Örneğin bir ilişkinin bitmesi, iş gibi önemli bir rolü kaybetmek, bir hastalık teşhisi vs. Bu yazıda daha çok ölüm sonrası yası söz konusu edeceğiz ancak bu bahsedilenlerin çoğu başka tür kayıplar için de geçerlidir.


    Kaybın içindeki kayıp

    Biri vefat ettiğinde birçok kayıp yaşanır. Yas tutmanın bir kısmı da ne gibi kayıplar yaşandığını fark etmektir ve kaybın getirdiği bazı değişiklikler hemen fark edilmez. Vefat eden insanın fiziksel olarak kaybının yanı sıra daha az gözle görülür başka kayıplar da söz konusudur:

    • Paylaşılan ortak hayat, beraber ve birbiriniz için yaptığınız şeyler,

    • Ortak bir gelecek, paylaştığınız umutlar, hayaller ve planlar,

    • Paylaştığınız sosyal hayat,

    • Kaybettiğiniz kişinin sizin için yaptığı şeyler. (Hissettirdikleri)


    Kaybın özellikleri

    Her kayıp aynı değildir ve her kayıp hepimizi aynı şekilde etkilemez. Kaybın hangi koşullarda gerçekleştiği nasıl yas tuttuğumuzu etkileyebilir. Örneğin:

    • Ölüm biçimi ve buna hazırlanacak zamanınız olup olmadığı

    Öngörülen ve beklenen: Örneğin, sevdiğiniz birinin uzun bir hastalık sürecine gireceğini bilmek. Onun vefatının yaratacağı etkiyi azaltmaz ama bu koşullarda bazı kişiler daha o insan ölmemişken veya teşhis konduktan sonra yas tutmaya başladıklarını fark etmişlerdir.

    Ani ve beklenmedik: Sevdiğiniz birini ani bir sağlık problemi veya kaza sonucu kaybetmek. Zihniniz ve bedeniniz yaşananları anlamaya çalışırken, şok ve inanmakta zorluk yaşamak doğaldır

    Travmatik veya şiddet içeren: Sevdiğiniz kişi kötü şartlarda vefat etmiş veya intihar etmiş olabilir. Bu durumda genelde yaşanan şok ve yasa başka katmanlar da eklenir.

    • Kaybedilen kişiyle olan ilişkinizin doğası

    Kaybettiğiniz kişiyle olan ilişkinizin cinsi ve kalitesi de nasıl bir yas süreci yaşayacağınızı etkiler. Duygusal olarak ne kadar yakın olduğunuz, bu kişinin hayatınızda oynadığı rol ve onlar hayattayken onlara karşı hissettiğiniz duygular nasıl bir yas tutacağınızı etkileyen faktörlerdir.

    • Başkalarının tepkileri

    Başkalarının verdiği tepkiler de yas sürecinize destek olabilir veya ket vurabilir. Çevremizdeki insanlar genelde daha iyi hissetmemizi isterler fakat bazen aslında nasıl hissettiğimizden bahsetmemize izin verecek alan bırakmayabilirler de.

    • Hayatınızda başka neler olup bittiği

    Bu süreçte hayatınızda olup bitenler de yas tutmaya ne kadar alan ayırabileceğinizi etkileyebilir. Başkalarına bakım vermek, hiçbir şey olmamış gibi devam etmek veya tercih ettiğinizden erken işe dönmek baskısı yaşıyor olabilirsiniz.














    Yas Nedir?

    Yas sadece üzüntüden ibaret değildir ve yas süreci ilerledikçe çeşitli duygular ve bedensel tepkiler altında ezilmiş hissedebilirsiniz. Yas herkes için aynı değildir: herkes yası bildiği şekilde yaşar.

    Yasın etkilerini düşünceler, duygular ve davranışlar olarak ayırabiliriz. Bunlardan bir kısmını, hepsini yaşayabilir veya hiçbirini yaşamayabilirsiniz.


    Düşünceleriniz ve hatırladıklarınız


    • Haksızlıkla ilgili düşünceler

    • Nasıl baş edeceğiniz endişesi

    • Sizi bıraktığı için o kişiye duyulan öfke

    • Yaşama devam edemeyeceğiniz düşüncesi

    • Keşke şunu söyleseydim/yapsaydım’lar

    • Hayatınızın ne yönde değişeceği

    • Neleri özleyeceğiniz

    • Yaşanan konuşmaları hatırlamak

    • Yaşanan tartışmaları hatırlamak

    • İstenmeyen hatıralar

    • Rüyalar veya kabuslar

    • Tatlı hatıralar

    • Giden kişinin huzura kavuştuğu fikri

    • Giden kişinin ıstırap çekmediği fikri

    • O kişiyi görür veya sesini duyar gibi olma


    Yaşayacağınız duygular ve bedensel hisler

    • Güçlü duygular

    • Korku

    • Endişe

    • Suçluluk

    • Pişmanlık

    • Donukluk

    • Umutsuzluk

    • Çaresizlik

    • Öfke

    • Üzüntü

    • Özlem

    • Engellenmişlik

    • Unutkanlık

    • Asabilik, alınganlık

    • Yorgunluk

    • Bitkinlik

    • Genel ağrı

    • Kalp ağrısı

    • Boşluk hissi

    • Hiçbir şey hissetmeme

    • Şok

    • Hayret, inkar

    • Mide bulantısı

    • Uyuyamama

    • Yemek yiyememe

    • Rahatlama

    • Huzur

    • Hoşnutluk


    Davranışlar

    • Bir konuyu uzunlamasına düşünmek, kafa patlatmak hatta takılıp kalmak

    • Olayı hatırlatacak şeylerden kaçınmak

    • Yalnız olmaktan kaçınmak

    • Başkalarıyla olmaktan kaçınmak

    • Bir şey olmamış gibi devam etmek

    • Meşgul kalmaya çalışmak

    • Başkalarına “iyiyim” demek

    • Yataktan çıkmamak

    • Önceden yaptığınız şeyleri yapmamak

    • Alkol almak

    • Dikkatinizi dağıtmak

    • Umursamaz, riskli hareketler yapmak

    • Kaybettiğiniz kişiyi hatırlamak

    • Mezarını ziyaret etmek

    • Ona yakın olmaya çalışmak

    • Onunla konuşmak

    • Fotoğraflara bakmak

    • Onun yakın olduğu kişilerle konuşmak

    • Onun eşyalarına göz atmak


    Yas genelde dalga dalga hissedilir ve ilk başta yoğun ve bunaltıcı gelebilir. Bu yas dalgaları durup dururken geliyor gibi gelebilir veya kaybettiğiniz kişiyi hatırlatan bir şey olduğunda tetiklenebilir. Birini kaybettiğinizde, başlarda dev yas dalgaları sürekli size çarpıyormuş gibi hissedebilirsiniz – öyle ki iki dalga arasında nefes alacak fırsatı zor bulabilirsiniz. Zamanla, bu dalgalar küçülmeye başlar ve dalgaların arası açılır. Haftalar, aylar ve yıllar geçtikçe hayatınızda o sevdiğiniz kişi olmadan yaşayacağınız birçok “ilk”le karşılaşacaksınız- o olmadan dışarıda yiyeceğiniz ilk yemek, markete ilk kez onsuz gitmek, onlarsız ilk doğumgününüz gibi. Bu anlarda onların yokluğunu hissetmeniz ve yas dalgalarının tetiklenmesi normaldir.
    Diyor bilimsel kaynaklar ve düzenli olarak son senedir EMDR Terapisine gittigim benim tatlı psikoloğum :) Çok uzun süre uyumadığım için sinir sistemim yenilenmedi diye ilaç içmek istedim psikiyatr görüşünü aldık ve ilac icin uygun olmadığıma karar verildi. Dışa dönük yapım sayesinde doğal süreçte yaşamak, tam&gercek zamanli yasama ve kabul etme evresi sonrasında daha bilinçi düşünüp anda kalabilmek için bu terapiler işe yaradı diyebilirim. Birde devam eden uzak rotalara olan seyahatlerim sonrasında iyi gelen deneyimlerim, neler gördüğüm yaşadığım ise başka bir yazı konusu olsun. Neyin işe yaradığı nelerin yaramadığı ise kişiden kişiye göre elbet değişebilir. Bunlar başka günün konusu olsun. Ben simdilik yalnizca Sağlıklı ve Sevdiklerimizle Mutlu bir Omür diliyorum yeni yıla az kalan şu zamanda....